Nokta kaç boyutludur hiç düşündünüz mü? Ne eni vardır, ne boyu; ne yüksekliği, ne de derinliği. Boyutsuzdur adeta. Ya da sonsuz boyutlu. Eni, boyu, derinliği olmayan bir şeyin kendisinden söz etmek saçma gibi duruyor. Hem yok, hem var. Hem boyutsuz, hem sonsuz boyutlu.
İki soyut nokta bir araya geldiklerinde adına ‘doğru’ dediğimiz somut mu somut, kararlı mı kararlı bir nesne çıkıyor ortaya. Hem kullanışlı, hem yarayışlı. Tanımsızlıklar ve belirsizlikler denizinden çekip alıyor iki noktacığı, ‘var’ ediyor. İki boyutlu da olsa bir uzayları var artık. Karşılıklı ‘var’ ediyorlar birbirlerini. Her biri diğerine yaşam katıyor. Anlam kazanıyorlar birlikte. Başkaları tarafından daha kolay fark edilebiliyorlar, umursanıyorlar, tanınıyorlar. İşe yarıyorlar. ‘Bundan böyle uzunluk denen kavram bizden sorulur’un haklı gururunu paylaşıyorlar. Kah sonsuza uzanıp gidebilirler, kah üst üste gelip eski günleri yad edebilirler. Ne kadar özgür, ne kadar mutludurlar iki boyutlu yaşamlarında. Ne karışan vardır ne görüşen…
Ah bu noktalar! Sahip olduklarıyla yetinmek bilmez noktalar. İki boyutlu oldular ya artık. Neden bir sonraki boyuta geçmesinler? Bir nokta daha olsa, bir nokta daha katılsa yaşamlarına hem enleri hem boyları olacaktır. Nasıl bir şeydir acaba üç boyutlu uzay? Daha eğlenceli olmalı mutlaka…
Çok gecikmeden bir nokta daha alırlar yanlarına. Yeni bir de kimlikleri vardır artık. Herkes onları ‘üçgen’ diye çağırmaktadır. Kulağa hiç de hoş gelmeyen ‘doğru parçası’ diye adlandırıldıkları günler geride kalmıştır. Üç-gen. Ne hoş bir ad. Üstelik daha gizemli. Daha karmaşık, anlaşılması daha zor. Açıları, yükseklikleri, hipotenüsleri var. Trigonometri onlar için icad edildi. Sinüsler, kosinüsler, açı ortayları hep onlardan söz ediyor. Cetveller, iletkiler, pergeller onlar için…
Üç boyutlu uzayın sarhoşluğu ile ufak bir ayrıntı kaçar gözden. Artık kimse onlara ‘nokta’ dememektedir. Bir ‘köşe’ lafıdır icad olmuştur. Kendi kimliklerini silip, oluşturdukları üçgene ait bir nesne oluvermişlerdir. Arada bir başlarını dikip ‘ben bir noktayım’ demeye kalktıklarında, ‘hadi ordan, madem noktasın ne işin var o üçgenin köşesinde?’ diye susturulur olmuşlardır. Diyemezler bir türlü ‘o köşe ben olduğum için orada’.
Yok olur benlikleri. Kabusa döner yaşamları. Kopup gitmek isterler. Nokta olmak tekrar. Tek başına ve özgür olmak… Eski cazibeli günleri gelir akıllarına. Doğru parçalarının ‘gel üçgen olalım seninle’ çağrıları yankılanır beyinlerinde. Ne güzeldir nazlanmak. Ne güzeldir dilediğini seçmek başkasına sormadan. Ne güzeldir özgürce yaşamak…
Özgürlüğün bedeli ağır. Başınabuyrukluğun karşılığı boyutsuzluk. Nokta olmanın ödülü hiçlik. Cezası mı demeliydim yoksa?
Sizce ne yapsın köşecik? Bir yanda özgürlük ve hiçlik, bir yanda bağımlılık ve somutluk. Bir yanda cazibe, bir yanda gizem. Bir yanda belirsizlik, bir yanda denge. Bir yanda tekillik, bir yanda uzay. Bir yanda tanımsızlık, bir yanda tanım. Bir yanda var olmak, bir yanda var etmek…
Sayın Tanju Akdeniz yazısıdır kendisine teşekkür ederim Serdar Selçuk
Kategorisi: Kişisel Gelişim










