• RSS Ah Teslimiyet

    • Ahlâk-ı Muhammedî Sırrı İçerisinde dua Etmek Aralık 8, 2009
      Bir mümin Cenâb-ı Hakka elini açıp duaya başladığı zaman, Efendimiz’in bu sünnetine uymanın hikmetini hiç hatırdan çıkarmamalıdır. Namazına devam etmesi lazım, infakına devam
      ahteslimiyet
    • Kulluk Aralık 8, 2009
      Kulluğun sırrı nedir? İnsan nasıl bir kul olmalıdır? Biliyorsunuz insan aslen iyi niyetlidir ve Cenab-ı Hakk'a karşı kulluğunu ifa etmek ister. Bugün bilhassa İstanbul'da dâhi
      ahteslimiyet
    • Gönül Ekranı Aralık 8, 2009
      Gönül ekranı, Efendimizin sırrı ile boyanmıştır. O ekranda, Allah'ın sonsuz yüzeylerde kendini seyrettiği Efendimizin kalbi vardır.Ve bu Allah sanatı, Efendimizi temsil ettiğinden
      ahteslimiyet
    • Yaratılanların En Yücesi, En Şereflisi Aralık 8, 2009
      Yaratılanların en Yücesi, en Şereflisi; güzel Allah’ımızın Sevgilisi, insanlığı ölüm uykusundan uyandıran ilâhi Sevda, kâinatın Gözbebeği, Fahr-i Ebedisi, Canımız, Sırrımı
      ahteslimiyet
    • Tutun ki Düşmesin Ruhumuz Aralık 8, 2009
      Sizi rüyada dahi göremeyenlerdenim. Sizi bir kere dahi hayalinde canlandıramayanlardan. Ne takatim vardı buna, ne de becerim. Biz rüyaların insanları değildik. Zor zamanların çocuklarıyd
      ahteslimiyet
    • Hadi Hırsızlık Öğrenelim Aralık 8, 2009
      “İyi bir mürşit gönül hırsızıdır”' Geçenlerde bir dostum iyi bir mürşidi böylece tarif edince, uzun bir süre hırsızlık yöntemleri üzerinde düşünmek zorunda kaldım
      ahteslimiyet
    • Bıçağı Çeken İsmail'e Kavuşur Aralık 8, 2009
      “İbrahim! Seni anlayamıyorum, sana sadece hayran olabiliyorum” diye haykıran düşünürü anlayabiliyorum… Göklerin Sahibi İbrahim’den (a.s) kendisi için en kıymetli, en vazgeçilme
      ahteslimiyet
    • Su Gibi Aralık 8, 2009
      Su gibi... Şimdi sen “su” olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok, tükenmez...İnanıyorum ki gerçekten de öylesin.Ama ister çeşmelerde
      ahteslimiyet
    • Kişilik Bereketi Aralık 8, 2009
      “Mallarını Allah yolunda infak edenlerin meseli bir tâne meseli gibidir ki yedi başak bitirmiştir ve her başakta yüz tâne vardır. Allah dilediğine daha da katlar, Allah Vasi’dir Alî
      ahteslimiyet
    • Boş Vakit mi Dediniz? Oda Ne Ki? Aralık 8, 2009
      [...] Müslüman açısından “boş kalmak, işlevsiz olmak” anlamında “tatil”, sığınak değil; şeytânî bir tuzaktır. Şuurlu bir mü’min, “din”lenmeden dinlenemeyeceğini
      ahteslimiyet
  • RSS Şanlı Tarihim

Konuşan Kim?

Bize kesinlikle önemli bir şeyi ilk öğreten siz oldunuz: başkaları adına konuşmanın haysiyetsizliğini.”
Gilles Deleuze’den Michel Foucault’ya
Konuşmalar yapılıyor. Çok büyük ve önemli olduğu söylenen sözler sarf ediliyor. Bizim kursağımızdakini oradan alıp götüren büyülü sözler. Biz sessizce seyrediyoruz. Kim konuşuyor?
Birileri nasıl yatıp kalkmamızı söylüyor. Nasıl selamlaşmamız gerektiğini. Sonra yemeği nasıl yememiz gerektiğini, hangi filmleri nasıl seyredersek daha iyi anlayacağımızı. Elimizi yüzümüzü nasıl yıkamamız gerektiği bize tarif ediliyor. Biz sessizce dinliyoruz. Kim konuşuyor?
Sonra bakıyoruz. Bize bizim kültürsüz olduğumuzun bize söylendiğini duyuyoruz. Onu da kabul edip dinlemeye devam ediyoruz. Elimizde avucumuzda ne var ne yok hepsini alıp götürüyorlar medeniyet ve üstün kültür adına sessiz kalıyoruz medeniyetsiz denmesin diye. Kelimeler havada uçuşuyor, yere düşen alabileceğimiz ve bezi yansıtan hiç bir şey yok, sessizliğimizi korumaya devam ediyoruz. Aptallığımız ve cahilliğimiz anlaşılmasın diye…
Bizim yabancısı olduğumuz bu yeni dilin tahakkümü meselesinin yanında kim konuşuyor sorusu da kafamızı sürekli meşgul etmektedir. Bu şu “medeniyetler diyalogu” meselesi var ya, işte böyle ucu açık ne olduğu muhkem olmayan, sanki “kültürler” konuşuyormuş gibi, ve yaptıkları gayet dolaysız bir mecazla karşı karşıyayız. Hani “ulusların kardeşliği” ve “dünyaya barış” götürme çalışmaları sürekli bizim adımıza yürütülen ve bizi hiçbir şekilde yansıtmayan durumlarla karşı karşıya kalıyoruz. Kim konuşuyor?
Ve zamanı geldiğinde konuşanların ve dinleyenlerin kendilerine, zihinlerine, algılarına nasıl bir değerler değişiminin ortaya çıktığını fark etmezler bile. Konuşma haysiyetsizliğini gösterenlerin bu haysiyetsizliğinin haklılığı kadar dinleyicilerinde bu vakayı doğal bir şekilde kabul görmeleri sağlanmış durumdadır. Sömürgeciyle sömürülenin aynı pota içinde görülmesidir. Zamanla aynileşme, tek farkla benzemeye çalışan sömürülendir. Yani kuşatmayı kuşanmak gibi bir döngünün içine girmek, harmanlanmak ve bir süre sonra ne olduğunu unutmak, sadece konuşulanlara kulak kabartmak.
Zaman akıp giderken; konuşma büyüdü, büyüdü ve kapladı bütün dünyayı. Ağ gibi sarıldı bütün benliklerimiz. Bu ilk adımlar önemli, bu ilk adımlarda gizli bugünümüz. Bu ilk adımlarda bugünümüzü bulabiliriz, buradan hareketle makaralar geri sarılabilir. O zaman çelişkilerimizi ortaya koyabilir, bize dayadıkları bakışları üzerimizden atabiliriz. Bu konuşmanın ilk cümlelerindeki kavramların nasıl oluşturulduğu ve hangi anlamların yüklendiği ve bunu bizim kendimize nasıl mal ettiğimiz ortaya çıkacaktır. Bize perspektif diye sunulanların hayatımızdan neler alıp götürdüğünü öğrenebiliriz.
Bugün dünyanın her yerinde onlar adına konuşanların ve bunları dinleyenlerin olduğu gerçeği yadsınamaz. Onun içindir ki bu ikilemleri yaşıyoruz. Bu ikilemler ötekileştirilmişlerin ortak yönlerini ortaya koymaktadır. Fakat bu gün konuşanların argümanları etrafı kuşatmış durumdadır. Buna karşı çıkacağımıza, bunları; “çarpıcı zenginlik ve canlılıkta modernist bir kültürle, ancak kendimize mal edebilirsek muazzam güç ve sağlık kaynakları barındıran bir kültürle bağ kurabileceğiz.” Söylemine sarılıyoruz. Konuşulanı ezberlemişsiz. Eşsiz bir güzellik diye önümüze koyup tapınmaya çalışıyoruz. Peki, kim konuşuyor?
Bugün konuşulanı dinlediğimiz halde istenmeyen konuk muamelesi görmekteyiz. Onların niyetlerini okuyarak bizden ne isteyebileceklerini tahmin etmeye çabalıyoruz. Ona göre davranışlarımızı düzenliyor ve konuşmacının yorulmamasını sağlıyoruz. Onların kelimeleri üzerine hayatı inşa etmeye çabalıyoruz. Bize ait olan bedene, ait olmayan bir kafa yerleştirmek gibi. Düşününce düşünen biz olmuyoruz. Konuşunca da konuşan biz olmadığımız gibi.
Ali Öner

Yorum Yapın